26 Ağustos 2016 Cuma


"NASIL HAVALANDIĞIMI BULDUM !"
İçinde bulunduğum ruh halimi en iyi anlatan yazıyı Sevgili Nil Karaibrahimgil yazmış :))) 


“Sanırsın böyle büyük, kocaman bir gemi geldi. Başka ülkelerden taze meyveler, bilmediğimiz şerbetler, yeni haberler getirdi.
Sanırsın ben o sırada limanın oradan geçiyordum ve bunları ilk ben duydum. Bir Pazar günüydü. Fazla bir şey beklenmeyen bir gün. Sırf o sırada oradaydım diye tanıklık ettiğim bir güzelliğin tesadüfünü kutluyorum sanırsın.
Nasıl havalandığımı buldum. Böylelikle nasıl havalanabileceğini de bulmuş oldum.
Hayatın anlam kazanınca havalanıyorsun. Sabah bir uyanıyorsun, bütün yorgunluğun seni terk etmiş. Dün yorgun başını ıslak saçlarla yastığa koyduğunda, ilk trene atlamış gitmiş. Kalbindeki motorların gücüyle havalanıyorsun. Bir davulcu atak yapıp duruyor sanki kalp atışlarında. Sana bir haller oluyor. Sende bir değişiklik var. Hayatın maddi manevi tüm mikroplarına aşılı gibisin. Ruhunda daimi bir gülümseme, bizim duymadığımız şakalara güler gibisin. Ayakların da yerde değil.Kötü şeyler o kadar da kötü değil. Korkacak birşey yok. İşte böyle görünüyor havalanınca hayat.Herşey küçük. Sen de görünmüyorsun bile. Kanat olmuş uçuyorsun. Hareket oluyorsun. Bir hareket ne kadar görünürse o kadar görünüyorsun işte.
Sen kendini sıkıp düşlerinin peşine düştüğünde, ilk 10 kilometrede, hatta 20,30,40 kilometrede yalnız gidiyorsun. Buralarda yol kenarlarında duran çok insan görmek mümkün. Yahu demişler, ne ufukta düşümün gerçekleştiğini görüyorum ne de arkamdan gelen var. Durup, geri dönüyorlar. Halbuki “düş”, cevabı içinde saklı kelimelerden.”Düş” diyor peşine. Sırf yolculuk olsun diye yapılan bir şey olsa da. Eğer yılmaz da bu yalnızlığa, sise, yorgunluğa dayanırsan yanında ayak sesleri duymaya başlıyorsun. İnsanlar o kadar harikuladedirler ki, düşlerinin peşine düşenin peşine düşerler. Kimse meydanda fazla vakit harcamak istemez. Eğer adamın biri çıkagelir de, ben falanca yere gidiyorum, orada filanca yapacağım derse, peşinden giden olur. Hayat sadece yol alarak yaşanır.
Yola, varılacak olmasa da yürüyeceğim muamelesi yaptığında, illa ki kalabalıklaşıyorsun ve bir müddet sonra o muhteşem altın kubbeli şehir görünüyor.O şehrin bir şartı var. Oraya varılamıyor. Ama sen zaten varmanın çok sıkıcı olduğunu biliyorsun. Yol almanın müptelasısın. Yürürken yanaklarını yanaklarına sürttüğün o rüzgar olmayacak orada. Varılan yer hem durağan, hem de tatminsiz dolu. Sokaklarında “ayy burası mıymış?” sorusunun fısıldandığı yapay bir cennet. İstemezsin sen onu. Görmemiş gibi yapar geçersin.
Hayat sadece sen yol aldığında anlamına kavuşuyor. İnsanı sadece hayata anlam katan, başkalarına değerli bir şey söyleyen, terle, sevgiyle yazılmış şeyler havalandırıyor. O bir pırpır uçak. Şatafat bekleme ondan. Sana herşeyi kuşbakışı gösteriyor, daha ne yapsın? Seni bir kedi gibi ruhunun boynundan tutup kaldırıyor…
Nereden mi biliyorum tüm bunları? Kolumda morluklar, sırtımda çizikler, boynumda, sırtımda, bacaklarımda ağrılar var. Bir hayalin peşine düştüm, yolunu aldım. Deresini tepesini düz gittim. Yol üstünden kalabalıklaştım. Harikulade insanlar hepsi. Sevgiyle yürüdüler benimle. An oldu, bir ipliği dört kişi iğne deliğinden geçiremedik. Birimiz iğneyi tuttu, birimiz ışığı. Birimiz ipliği deliğe soktu, birimiz öbür taraftan çekti. An oldu, boşluğa, uykusuzluğa, kuşkuya düştük. Ama düş böyle bir kelime işte.
Bu sabah, kalbimde bir davul atağıyla uyandım. Havalanmışım. Kafamı manzaraya dönmüşüm bile.”
*

19 Ağustos 2016 Cuma


Layık Olmak 

Uzun zamandır yazmıyordum bugün içimi dökmek dertleşmek istedim sizinle.. İnstagram da ve Facebook daki anlık paylaşımların dışında anlatacak ve yazacak o kadar çok birikti ki.. Tüm bunları düzenli olarak yazmak istiyorum. Burayı bir günlük gibi tutmak. Oyuncak Dükkanımın, Oyuncak Atölyemin ve Oyuncak hayallerimin günlüğü.. O zaman İlk yazıyla başlayalım. 

Bir söz vardır çok severim "Bir şeye sahip olmak değil layık olmak önemlidir" diye.. Oyuncak yapmaya başladığımda oyuncaklarımı alan ve atölyelerime katılan her çocuğun sevgisine layık olmak istedim. Çocuklardan, oyuncaklardan ve  bu tatlı iletişimden önce bu  kadar hassas değildim. Şimdi ise sevgiye nasıl karşılık vereceğini bilemeyen, sevildiği zaman kendinden geçen, bağ kuran ve çocuklara dünyaları vermek isteyen biri haline dönüştüm, Sevgilerine layık olmak için çalışıyor ve hayatlarının bir yerlerinde ve anılarında sonsuza kadar kalacağımı bilmenin verdiği huzurun içinde dünyanın tüm kötülüklerinin onlardan uzak kalmasını istiyorum ve üzerime düşeni gerçekleştirmeye çalışacağım. En çok da bu yıl daha çok sosyal sorumluluk projesi ve Banu Kurt Bebek Atölyesi tarafından düzenli bir burs fonu oluşturmasını sağlayacağım. Bu yıl yeni bir yıl yeni umutlarım ve yeni projelerim var. Sayfamda da yeni birşeyler yaptım, kredi kartıyla alışverişi koydum. Bu benim layık olmak konusundaki çabamın bir parçası.. çünkü alım gücünü herkes için eşitlemeye çalışıyorum ve aldığınıza asla pişman olmayacağınız oyuncakları üretmenin peşindeyim. 

Yapmak istediklerim ticari bir faaliyetin çok ötesinde bir yerlerde...Bebeklerimle kültür sanata destek oluyorum, müze bileti hediye ediyorum. Kadın girişimine destek oluyorum, bir şekilde kadınlara iş fırsatı yaratmaya çalışıyorum. Bazı bebeklerim bağış, eğitime destek olmak istiyorum. Devlete vergi ödüyorum. Tüm kullandığım malzemelerin sağlıklı ürünler olmasına dikkat ediyorum. Çok araştırıyorum, çok çalışıyorum. Türkiye de bir oyuncak üreticisi olmaya ve bir oyuncak fabrikası kurmaya kararlıyım. Sizlerin de desteğinizle bütün bunları yapabileceğime inanıyorum. Çünkü biliyorum ki artık sizlerde karın tokluğuna çalıştırılan zavallı Çinli işçiler tarafından üretilmiş ve ucuza satın alınan 10 tane oyuncak yerine bir tane oyuncak olmayı tercih ediyorsunuz. Biliyorum ki çocuklarınız için en iyisini istiyorsunuz. Yediklerinin doğal olmasına, giydiklerinin doğal olmasına özen gösteriyorsunuz. Oyuncaklarının da nasıl ve nerede üretildiği sizin için önemli.. İşte bu sebeple  öyle güzel ve minik bir fabrika kuracağım ki haftasonları gezmek için oyuncak fabrikama çocuklarınızla gelebileceksiniz. Limonata ve kurabiye eşliğinde bir oyuncak fabrikası nasıl olur oyuncaklar nasıl üretilir çocuklarınızla paylaşabileceksiniz. İşte en büyük hayalim. Yine sizinle paylaşmak istedim. Tıpkı 2009 yılında oyuncak yapmaya başladığımda paylaştığım aşağıda ki yazımda olduğu gibi.. Herşey sizinle  güzel.. 

Teşekkürlerim ve Sevgilerimle 

Bezden Bebek 

"Ben küçük bir çocukken gazeteler kartondan bebekler verirdi, bizde onları keser üzerlerine yine kartondan elbiseler biçerdik. Herşey bir parça kağıttandı, kartondan hayallerdi. Biz çocukken oyuncaklar, bezden bebeklerdi, kartondan elbiseler,  fatoş bebekleriydi, ağaçtan trenlerdi, beşiklerdi, bilyelerdi, gazoz kapağındandı oyuncaklar.. En büyük oyun bahçesi sokaklardı ve onlarca oyun oynanırdı. Şimdilerde ise  sokaklarda yüzlerce zararlı çin malı oyuncaklar satılıyor...
        Birgün çin malı oyuncakların çocuklar için zararlarını anlatan bir yazı okudum. Yazı tam alıntı yapacak olursam ; 

"Çin'den gelen oyuncaklardaki zararların saymakla bitmediği bugünlerde çocuklarımız için zararlı olan bu ürünleri artık çöpe atmanın tam zamanı! Çin malı oyuncakların içindeki kurşun özellikle 5 yaşın altındaki çocuklar için çok tehlikeli.. Kurşun, fiziksel ve zihinsel öğrenme problemi, zeka geriliği hatta kansere sebep oluyor. Böbreklere ve bağışıklık sistemine ciddi hasar veriyor." 

          Peki ne yapılabilirdi.. Yazının devamında üç önemli kuraldan bahsediliyordu,

1) Renkli Oyuncaklar çocuklar için tehlikeli olabilir. Kalite kontrolü yapılmış oyuncakları al.
2)  Uzakdoğudan gelen oyuncaklara dikkat et.
3)  Kendi oyuncağını kendin yap.


Ben bu üçüncü kuralla yola çıktım sevgili dostlar, amacım çocuklar için zararsız oyuncaklar yapmak ve bunu sizlerle paylaşmak.  Böylece birlikte öğrenerek yeni şeyler öğreterek büyüyebiliriz. Umarım yolumuz çok uzun ve eğlenceli geçer. Aramıza yeni anneler ve çocuklar katılır. Büyük ve kocaman bir aile oluruz."



Sevgiler,

Banu Kurt-2009

5 Mayıs 2014 Pazartesi

ÇİLEK





Ne demişti Küçük Prens,
 
"Sizin dünyadaki insanlar, bir bahçede beş bin gül yetiştiriyorlar; yine de aradıklarını bulamıyorlar... Oysa aradıkları, tek bir gülde, bir damla suda bulunabilir." (sf: 96)

Çocuklarımızı oyuncaklarla çevrelediğimiz dünyamızda, onların aradıkları duygunun tek bir oyuncakta bulunabileceğini hiç düşündük mü?

Çocuklarımız ne kadar çok şeye sahip olursa bizler de kendimizi o kadar iyi hissediyoruz.
 
Belki de sadece bir bebek bir çocuğa uzun yıllar oyun arkadaşlığı yapabilir.. Sadece bir bebek bir çocuğun ömür boyu yanından hiç ayırmak istemeyeceği en güzel hatırası olabilir.. Sadece bir bebek, az olanın aslında ne kadar çok olabileceğini anlatabilir..
 
Sadece bir bebek yeter..

"Ne kadar azsan yaşamını o kadar görkemli kurmuşsun demektir"
 
Sevgilerimle,
 
 
Banu Kurt

22 Nisan 2014 Salı

MONOKU

Merhabalar

Sizi tanıştırayım ; MONOKU..  tıpkı kendisi gibi sevimli biri için yapıldı.


 
 
Monoku ile sizi  tanıştırdıktan sonra biraz da nasıl yapıldığı nelerden meydana geldiği ile ilgili bilgi vermek istiyorum.
 
 
 
 
 
 
 Dışını kaplayan kumaş organik bir kumaş olmakla beraber içi tamamiyle yündür. Elbiselerini pamuklu ve keten kumaşlardan seçiyorum. Gözleri nakış ipliği ile işlenerek yapılıyor.  Saçlarını yünden ve tek tek elde yapıyorum. Boncuk, yapıştırıcı ve bunun gibi malzemeler kullanmıyorum. Bir bebeğin yapımı yaklaşık olarak 10 saat sürüyor. Bebeklerim, yürüyen bir bant üzerinde parçaları tek tek yapılan bir teknoloji ürünü değil, tamamını elde yaptığım, tüm ilgimi ve sevgimi verdiğim, renklerinin uyumuna, sağlam ve güvenilir olmasına özen gösterdiğim, her biri birbirinden farklı ve her biri özel bir tasarımdır.
 
Bebeklerimin iyiliksever, güvenilir ve sevgi dolu bir karakterleri var. Her zaman gülümsüyorlar, onlara sarılan her kim olursa olsun, gözlerini biran için kapattığında çocukluğunun  güzel bir anısına sarılmış gibi olacaktır.
 
 

 
 
 
sevgilerimle,
 
banu kurt-banu bebek atölyesi  
 
Atölyeler ve bilgi için,